Son iki gün içerisinde İnegöl ve Dörtyol’da yaşananlar Kürt sorununun ne ölçüde ciddi bir konu olduğunu ve sorunun çözülmemesi durumunda sonuçlarının toplumlar arası çatışmayı derinleştireceğini ortaya koymuştur. Ancak hiçbir şey İnegöl ve Dörtyol’da yaşanan yağmalama olaylarını ve toplu linç saldırılarını haklı çıkartamaz. Devletin temel görevi vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Görünen o ki İnegöl ve Dörtyol’da devlet kendi vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumada başarısız olmuştur.
Şimdi sorulan temel soru devlet gerçekten Kürtlerin can ve mal varlığının güvenliğini sağlamada başarısız mı oluyor yoksa bu konuda birşey yapmak istemiyor mu Eğer bu olayların benzerleri Türkiye'nin diğer il ve ilçelerde tekrarlanmaya devam ederse o zaman devletin Kürtleri korumak istemediği ve tüm Kürtlere suçlu gözüyle baktığı yönünde oluşan algı kendisine haklı bir gerçeklik kazandıracaktır.
Yaşanan yağma ve toplu linç olayları bu ülkede ilk kez yaşanmıyor. Daha önceleri Alevilere karşı bu tür geniş çaplı linç ve yağma olayları yaşanmıştı. Çorum, Maraş, Sivas.. olayları unutulmuş değildir. 80 öncesi ve sonrası dönemde Alevi vatandaşlara karşı işlenen suçlar bugün bile gündeme gelmesine karşın kimse yapanlardan hesap sormadı.
Daha öncesinde ise bilindiği üzere 6 - 7 Eylül 1955'de İstanbul'da yaşayan öncelikle Rum olmak üzere azınlıklara yönelik toplu linç ve yağma olayları yaşandı. Devlet ne öldürenlerden hesap sordu ne de öldürülenlerin mal ve can güvenliğini koruma konusunda bir gayret içerisinde oldu. Rumlardan önce ise Ermenilere karşı işlenen suçları herkes biliyor.
6-7 Eylül olayları sırasında İstanbul’un göbeğinde elinde sopalarla azınlıklara ait işyerlerini yağmalayan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını linç edenlere karşı devletin güvenlik güçleri seyirci kalmıştı.
O yıllardan bu yıllara çok şey değişti sanmıştık. Oysa son iki üç gün içerisinde yaşananlar bir kez daha gösterdi ki, bu ülke vatandaşlarının can ve mal güvenliğini koruma konusunda yeteri kadar başarı değildir. Bir söz vardır eğer çocuklarını koruyamıyorsan ortada adam diye dolaşma diye.
Devlet gerçekten Batı’da yaşayan Kürtleri korumaktan aciz midir. Onların can ve mal güvenliğini sağlamaktan yoksun, çaresiz ve güçsüz müdür? Yoksa korumak mı istemiyor? Bir AKP’li belediye başkanının dediği gibi Kürtler ticaret yapıyor zenginleşiyor. O zaman ne yapmak gerekir. Ticaret yapan Kürtleri saldırmak, mallarını yağmalamak mı gerekir.
Toplu linç ve yağmalama olayları devam ederse işte o zaman Kürtler ve Türklerin birlikte yaşama azmi ve iradesi ortadan kalkar. Batıda yaşayan Kürtlerin tümü BDP tabanı içerisinde değerlendirmek doğru olmamakla birlikte son saldırılar Kürtleri bir bütün olarak hedef tahtasında olduğunu göstermektedir. İster istemez Batı’da yaşayan Kürtler ve özellikle ticaret yapanlar yeni sorular sormaya başlayacaklardır. Türklerle olan muhabbetlerini bitirecek ve iki toplum arasında ciddi bir ayrışma ve güvensizlik ortaya çıkacaktır. Ne bir Kürt Türk ne de bir Türk Kürt'e güvenecektir.
Herkes TV’lerden devletin toplu linç ve yağmalama olaylarına karışanlara karşı nasıl davrandığını izlemektedir. Olaylardan sonra gözaltına alınan veya tutuklanan bir iki kişi ile sınırlı kalması açık söylemek gerekirse Kürtlerde bir hayal kırıklığına yol açmıştır. Devlet bu konuda daha ciddi bir tedbir almak zorundadır.
Dün Manisa, bugün İnegöl ve Dörtyol’da yaşananlar yarın İstanbul’da yaşansa ne olacak. Kim yarın İstanbul’da bir toplu linç ve yağmalama olayının yaşanmayacağına garanti verebilir. Belki de birileri İstanbul’un provasını İnegöl ve Dörtyol’da yapmaktadır. Devlet adına iktidarı elinde bulunduranların çok kısa sürede suça karışan binlerce kişiye karşı daha ciddi ve sert tedbirler alması gerekmektedir. Eğer adaletin terazisi bu konuda şaşarsa Türkiye bir iç savaşa doğru hızlı bir şekilde sürüklenir.
Görünen o ki AKP hükümeti tedbir almak yerine linç eylemine katılanlara örtülü bir destek vermektedir. Dörtyol’da kuyumcunun dükkânına saldıran kişilere karşı güvenlik güçleri tedbir almak yerine olaylara seyirci kalırsa, kuyumcu kendi canını ve malını korumak için silah kullanma hakkı elde eder. Bu durumda nefsi müdafaa olayı ortaya çıkar ve silah kullanan kişi haklı olarak hiçbir ceza almaz. Yani, Batıda yaşayan Kürtler kendilerine karşı herhangi bir yağmalama veya toplu linç olayı karşısında kendisi savunursa bunun karşılığında kimse sen neden kendini silahla savunuyorsun diyemez.
Devlet eğer Devletliğini yapmaz ve vatandaşlarını korumaz ise o zaman vatandaşın kendini koruması kadar doğal bir şey olamaz.
Dün Manisa, bugün İnegöl ve Dörtyol’da yaşananlar bize yarın neresi sorusunu sormaya itmektedir. Yoksa yarın İstanbul’da mı Kürtlere karşı toplu linç ve yağmalama olayları yaşanacaktır? Herkesin bir kez daha düşünmesi gerekmez mi Yarın neresi diye?
|